29 Eylül 2008 Pazartesi

ser-gi.

17.7.08 - 30.10.08 tarihleri arasında santralistanbul'da martin parr'ın assorted cocktail isimli fotoğraf sergisi mevcut.

**
yine santralistanbul'da bir enerji müzesi mevcut.

**
santralistanbul'da 10.10.08 günü che guevara ile ilgili bir sergi olacak.

**
istanbul modern sanat'ta insan halleri isimli bir fotoğraf sergisi başladı.

25 Eylül 2008 Perşembe

27 eylül 2008 günü sakin stüdyo live'da olacak. kapı açılış saat 22.00.

**
28 eylül 2008 günü bireysel silahlanmaya karşı taksim'de bir yürüyüş olacak.

**
4-5 ekim 2008 günü caddebostan kültür merkezi'nde uluslararası hegel konferansı düzenlenecek.

22 Eylül 2008 Pazartesi

vişne bahçesi / saatleri ayarlama enstitüsü.

saatleri ayarlama enstitüsü bu sene istanbul devlet tiyatroları tarafından sahnelenecekmiş. uyarlama özgür yalım'a ait olacakmış.

çehov'un vişne bahçesi 29 ekim - 2 kasım tarihleri arasında şehir tiyatroları'nın ümraniye sahnesinde sahnelenecekmiş.

20 Eylül 2008 Cumartesi

viva la!

--spoiler--
god, only god knows i'm trying my best
but i'm just so tired of this loneliness
--spoiler--

kendini yalnız hissetmekten yorulmuş biriyseniz, diziler hakkında oyuncularıyla yapılan röportajlarda geçen ''herkesin kendinden bir şeyler bulacağı sıcacık bir öykü'' cümlesini kendi hayatınıza uygulamaya çalışıyorsanız, birilerinin ''en''i olmadan sadece hayatta bir iz bırakma derdindeyseniz ve unutulmamak için hep bir çaba sarf etmek bu yüzden de her zaman ''en iyi''yi yapmak zorundaysanız.. -trying my best not to forget-

--spoiler--
time is so short, i'm sure
there must be something more
--spoiler--

yaptıklarınızı yapacaklarınıza teminat olarak gösteriyorsanız, içinde gereklilikten ziyade istek barındıran kiplerin sürüsüne bereket olduğu cümleler kuruyorsanız, yapmak istediklerinizin çokluğuna rağmen zamanı kendinize yettiremiyorsanız, ''demokraside çareler tükenmez'' yolunun gerçek olduğuna inanmak istiyorsanız, her zaman başka bir yol vardır diye düşünüyorsanız..

--spoiler--
god is in the houses and god is in my head
i see god come in my garden
but i don't know what he said for my heart
it wasn't open
--spoiler--

keane'in try again şarkısını fazla önemli ve anlamlı buluyorsanız, tanrı'nın sizi görmesi ve artık çevrimiçine alması için dua ediyorsanız, kafanızda yarattığınız hayali kahramanlara aşık oluyor ve bu yüzden sonradan derin hayalkırıklıklarına uğruyorsanız, hayali arkadaşlar yaratmışsanız kafanızda, nirvana gibi ''cause ı found god! yeah!'' diye seviniyor; joan osborne gibi ''yeah.. god is great!'' diyorsanız..

--spoiler--
now the sky could be blue, i don't mind
without you it's a waste of time
--spoiler--

''i'm by your side'' dedikleriniz tarafından farsah farsah uzaklarına düşürülmüşseniz, o gelene kadar -like an angel- yalnız yaşamışsanız, o gittikten sonra arkasından '' i know someday you'll have a beautiful life, i know you'll be a star in somebody else's sky, why, can't it be mine?'' demişseniz ağız ve yürek dolusu, betterman bulamayacağınızı düşünüyorsanız..

--spoiler--
if you love me, won't you let me know?
--spoiler--

counting crows'un long decemberi son zamanlarda daha çok can acıtıyorsa, ''love hurts, but sometimes it's a good hurt'' diyorsanız, istanbul'da bir kış günü seferlerin iptal edilmesine yol açacak kadar olmasa da bolca yağan karla vapura bindiğiniz dinleyebileceğiniz şarkılara yenisini ekleme telaşındaysanız şimdiden..

--spoiler--
and in the end we live awake
and we dream of making our escape
--spoiler--

thom yorke'un bir çarşamba akşamı, gökdelenleri aşan sesiyle hiç olmayacak bir hayali ''biz seninle sözleri susarak aştık''larla anlattığı ''i don't think we'll meet again, and you must leave now baby'' aşkına ağlayarak karşı çıkıyorsanız, inatla her şeyin yeniden başlayabileceği ''so why don't we go, somewhere only we know'' bir yeri savunuyorsanız..

--spoiler--
you might be a big fish in a little pond
doesn't mean you've won
'cause along may come a bigger one
and you'll be lost
--spoiler--

bütün ilişemeyişlerinizden haklı olarak çıkıyor ama haklı olmanın asla mutlu olmaya yetmediğini biliyorsanız, nietzche'nin ''öldürmeyen şey güçlendirir''inin yakın vadede acı getirdiğini ama aslında uzun vadede çok iyi bir yatırım olduğunu uygulamalı yaşamışsanız..

--spoiler--
sometimes even right is wrong
one day the sun will come out
--spoiler--

''kalbim ölü bulundu dün sabah'' diyip çektiği ızdıraba sieyi çeken peyk'in aksine nasıl olsa gelir diye gidenler perdeleri hep açık bırakan şebnem ferah gibi bu sabahları anlamlandıran vega'yı pek bir çok seviyorsanız..

alın dinleyin. ilk dinleyişte her albüm gibi kendini pek kolay kabul ettirmez sanıyorsunuz önce ama gayet de güzel güzel dinlettiriyor kendisini. albüm dile gelip ''do you love me?'' dese, chris ağbi'nin de dediği gibi ''only say yes'' yani.

hayırlı uğurlu olsun cümleten.

belediye baksın: http://rapidshare.com/files/126086332/Coldplay_-_Viva_la_Vida_and_Death_Or_All_His_Friends_fth.d.rar

19 Eylül 2008 Cuma

üç kadın.

.. bir doğumevinde karşımıza çıkan kadınlıkları, doğurganlıkları, acı ve mutluluklarıyla farklı hikayeleri olan üç kadın. beklenmeyen hamileliğine rağmen çocuğunu kollarına aldığındaki mutluluğuyla ''birinci ses'', sürekli düşük yaparak hiç çocuk sahibi olamayan ama umudunu hiç yitirmeyen ''ikinci ses'' ve daha kimselere bağlanamadan çocuğunu doğurmak zorunda kalan ve çocuğunu oraya bırakırkenki acısını yanında götüren ''üçüncü ses''.

**
eve taşıdığım bir hastalık, ölüm bu.
evet bir ölüm. hava mı içine çektiğim
yıkımın bir parçası mı yoksa? soğuk meleğe bakarak
zayıflayan. zayıflayan bir nabız mıyım ben?
benim sevgilim mi bu peki? bu ölüm, bu ölüm?
liken gibi bir adı vardı sevdim, çocukken.
bir günah mı bu peki, bu eski ölü aşkı ölümün?

**
bir dolu şansım vardı, hepsini denedim.
üstüme diktim yaşamı zor bulunan bir organ gibi.
ve dikkatle korka korka yürüdüm, ender bir şeymişçesine.
çok kafa yormamaya çalıştım. doğal olmayı denedim.
aşkta kör olmayı denedim, öteki kadınlar gibi.
sevgili tatlı körümle birlikte kör.
bir başka yüzü aramadık zifiri karanlıkta.

**
ikinci dereceden bir kahraman olacağım.
kopmuş düğmeler tarafından suçlanmayacağım.
çoraplarının topuklarındaki delikler.
mektup kutusu tabutlarında duran yanıtlanmamış mektupların beyaz dilsiz yüzleri tarafından suçlanmayacağım.
ne duvardaki saat kusurlu bulacak beni, ne de uçurumlar ortasında
çakılı duran o yıldızlar.

**
küçük bir ada kızım, uyuyan, huzurlu.
ve bendüdüğünü çalan beyaz bir gemiyim.
elveda, elveda.
gün yanıyor. yaslı.
kırmızı tropik çiçeklerle dolu oda.
camın arkasında yaşadılar bunca zaman. sevecenlikle bakıldılar.
şimdiyse beyaz çarşaflardan beyaz yüzlerden yapılma bir kış duruyor karşılarında.
çok az şey var valizime koyacak.

**
üniversiteler bahar sarhoşu bugün.
küçük bir cenaze töreni. siyah giyiniyorum.
benim ciddi olduğumu gösteriyor.
bıçak gibi belime batıyor taşıdığım kitaplar.
eski bir yaram vardı ama iyileşiyor şimdi.
çığlıklarımla kıpkırmızı kesilen bir ada görmüştüm düşümde.
bir düştü o ve bir anlamı yoktu.

**
bekliyorum ve ağrıyorum. iyileşiyorum galiba.
daha çok şey var yapacak. ellerim çok zarif.
bir biçimde dikebilir bu nesneye danteli.
çevirir kocam sayfalarını bu kitabın.
ve yine birlikteyiz evde akşam saatlerinde.
ellerimize olanca ağırlığıyla binen bir tek zaman.
bir tek zaman.. nesne değil o da.
kendimi buluyorum yeniden. gölge değilim ben.

exit music.

çok uzun zamanlar önce fırat bey'in bir adresiyle tanıştığımı yıllar sonra bir başkasının musukiçalarında dinlerken fark ettiğim, o gün bugündür uzun uzun dertleştiğim bu radiohead şahaserinden başkası bilok için bu kadar güzel olamazdı.

kendisinin kulağına adını thom amcası fısıldasın istedim.
söyleyecekleri thom amca'nın anlatacakları kadar uzun ve güzel olsun.


Boomp3.com